Pink Floyd'a baktığımız zaman üç ismin adı ön plana çıkıyor belirli zamanlarda. İlk yıllarında Syd'in ypgun bir etkisi var grupta. Bu dönemde yayınlamış oldukları şarkılar içerisinde benim en sevdiğim şarkıları; Matilda Mother, The Scarecrow, See Emily Play, Arnold Layne'dir. Syd gruptan ayrılması ya da kovulmasından sonra Roger'in diktatörlüğüyle geçen bir dönem yaşanır. ki bu yıllarda pink floyd klasikleşmiş şarkılara imza atmıştır. bu dönem içerisinde yayınlanan albümlerden wish you were here, Dark Side Of The moon en sevdiğim albümlerdir. Comfortably Numb, Hey You, Dogs, Brain Damage, Shine On You Crazy Diamond, Money, Time, Echoes bir çırpıda aklıma gelen şarkılarıdır. grup the wall albümüyle artık iyice gün yüzüne cıkmaya başlayan şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrılır. Bundan sonraki dönem David'în liderliğinde şekillenen bir süreç olur. Pink Floyd bu dönemde The Division Bell isimli albümü çıkarır. bu albüm david'in roger'a aşkınla varolmadım ki yoklugunla kahrolayım şeklinde cevabı niteliğindedir. Albümdeki high hopes şarkısı ise adeta grubun ilk günlerine özlem niteliğindedir. Bu dönemde pink floyd pulse isimli -bence yüzyılın en büyük, en güzel, galaksinin en eşsiz- konserini verir.
Bu insanlar bundan 30-35 yıl önce günümüze kalan şarkılar yaptılar bırakın yaşadikleri dönemdeki insanların duygularına ortak olmayı din,dil,ırk demeden gelecek nesillerin duygularına da ortak olmayı başardılar. ki kanaatimce 250-300 yıl önce dünyada pink floyd gunu kutlanacak... tıpkı mozart gibi anılacak.
Grup orjinal kadrosuyla son kez live 8 konserinde görülmüştür. bu olay floydianlar için yeniden bir araya gelme umutlarını doğursa da olmadı.. o an orada olmak, televizyon aracılığı ile bu müthiş dörtlüyü beraber çalarken, şarkı söylerken görmek... roger'in david'i yanına çağırıp sarılarak seyiriciyi selamlaması... sanırım bir floydian için en unutulmaz anlardan birisidir.