Copyright© Sehrimetal.com® Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya
Giriş YapCopyright© Sehrimetal.com® Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya
Giriş YapEğer bir ekonomiste A.Smith kim diye sorarsanız, o size Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği isimli kitabındaki teorileri hakkında bir şeyler anlatacaktır. Ben de yeni bir iktisatçıyım ama A.Smith diye sorarlarsa benim aklıma önce Adrian Smith gelir. Yine aynı ekonomiste M.Friedman kim diye sorarsanız, o size Milton Friedman’in parasal aktarım mekanizması hakkında bir şeyler anlatır. Ben de ona derim ki; sen para saymaya devam et, benim aklıma Cacophony’in delirtici soloları, Megadeth’in paranoyak melodileri ve Kitaro’yla gitarı buluşturan adam gelir.
Yazıma, izninizle dört senedir cebelleştiğim iktisat kitaplarının demirbaş isimleri olan A.Smith ve M.Friedman ile ilgili bir espriyle güzergah yaptım. Mutlaka aranızda bu isim benzerlikleri ile karşılaşıp derslerine olan kutsal konsantrelerini yitirenler olmuştur. Neyse, biz lafı uzatmadan 8 Ağustos 1962’de do?an Marty Friedman’in müzikal yolculuğuna başlayalım. Marty’in ilk grubunun ismi Deuce. Bu grupla ilgili her hangi bir kayıt veya bir bilgi yok. Ardından Hawaii isimli bir gruba giriyor. Hawaii ile 1983’de ilk resmi albümünü çıkartıyor: One Nation Underground. Hawaii ile ilk konser deneyimini Honolulu’da Deep Purple’ın açılış grubu olarak gerçekleştiriyor. Ardından 1984’de Loud, Wild and Heavy EP’si yayımlanıyor. 1985’de ise The Natives are Restless çıkıyor. Marty, Jason Becker’le beraber Cacophony grubunu oluşturuyorlar. 1987’de Marty’in hem breakthrough albümü hem de bence diskografisinin en önemli albümlerinden biri olan Speed Metal Symphony çıkıyor. Speed Metal Symphony, belki de thrash metalin en progressive, en çizgi dışı, en senfonik yönünü gösteren en iyi albümlerden bir tanesi. SMS baştan sona sert, hızlı, agresif ama bir yandan da iki virtüözün gövde gösterisine dönüşen bir yapıttır. Marty, aynı zamanda bu albümün prodüksiyonunu da üstlenir. Savage, The Ninja, Desert Island ve Speed Metal Symphony albümün önde gelen parçalarıdır. Cacophony, ahenksiz ses karmaşası anlamına gelen sözlük anlamının tersine thrash ve speed metal’in progressive, çok sesli ve harmonik uygulanışının en iyi örneğidir. Sert ve hırçın vokaller ise, bu müzikal projenin iki gitaristin ego tatmini için kurulmadığının ispatıdır. 1988’de Jason Becker’le yollarını bir süre için ayıran Marty, Dragon’s Kiss’i çıkartır. Bu albümde Marty yeniden ustalığını kanıtlar. Daha melodik bir albümdür Dragon’s Kiss. Evil Thrill ve Dragon Mistress albümün ağır toplarıdır. Dragon’s Kiss, baştan sona muhteşem bir heavy metal albümüdür.
1989’da, bir elin nesi var iki gitaristin daha çok melodisi var prensibiyle Jason Becker’le yeniden birleşir ve Cacophony’in Go Off albümü çıkar. Bu da en az ilki kadar dikkate değer bir çalışmadır. 1990’da Jason Becker, “Lou Gehrigs” isimli bir sinir ucu hastalığı nedeniyle müziği bırakır, Cacophony dağılır. Bu sırada Megadeth’de Jeff Young’un boşluğunu doldurmak için gitarist aramaktadır. Dave Mustaine, Marty’e haklı olarak atlar ve 1990’da Marty Megadeth’e girer. Aynı yıl Megadeth’in en iyi albümü olan Rust In Peace albümü çıkar. Bu albüm başlı başına ayrı bir yazının konusu olabilir. Rust In Peace’in beste çalışmasında Marty yoktur ama onun stilinin ve sololarının albüme büyük bir katkısı olduğu da bir gerçektir. 1990’da her metal severin hayallerinden biri olan Clash of the Titans’ın turnesine Slayer ve Anthrax’la çıkarlar. 1992’de bir başka Megadeth klasiği olan Countdown to Extinction çıkar.
Marty hakkında az bilindik şeylerden biri Vixon’la çalıştığıdır. Kız gruplarına gizli bir ilgisi olmalı ki, bir de muhteşem kızlardan oluşan Phantom Blue’nun albümünü prodükte etmiştir çapkın Marty. Bu albümde bir şarkıda solo atarak kızlara gitar çalma dersi de vermekten kendini alıkoyamamıştır üstad. Hazır az bilindik özelliklerden bahsetmişken Marty’in çok iyi Japonca bildiğini de eklememiz gerek. Japonya’daki bazı televizyon ve radyo röportajlarını Japonca yaptığı da notlarımız arasında (Erman hoca). Ayrıca yirmiden fazla gitarı var, bunların çoğu Jackson’ın kendi için ürettiği Jackson KE-1 Marty Friedman modeli. Marty turnede fırsat buldukça yerel blues bandleriyle beraber klüplerde çalıyor. Kendi adı altında çıkardığı dört tane video var. (Exotic Metal Guitar, Melodic Control, Guitar Kids Ganbatte, The Essential Marty Friedman)
1992’de Marty solo albümlerine geri döner ve Scenes’i yayınlar. Ünlü new age müzisyeni Kitaro bu albümün co-producer’ıdır. Scenes, Kitaro’nun müziği ile Marty’in gitarının buluştuğu nokta ile tanımlanabilir. Sakin ve atmosferik bir albümdür. 1994’de Megadeth Youthanasia’yı yayınlar. Youthanasia Megadeth’in en çok satan albümüdür. Müzikal olarak ise doyurucu olmaktan çok uzaktır. Marty 1995’de Introduction isimli üçüncü solo albümünü yaratır. Kitaro ile ortaklığı devam eder. Sonuçta yeniden düşsel, duygusal ve atmosferik bir albüm çıkar. 1996’da ise True Obsessions’ı çıkartır. Geçen sayıda detaylarıyla ele aldığımız üzere bu albümde Marty daha önce yaptığı tüm şeylerin bir kolajını çıkarır sanki. Cacophony, Megadeth ve Kitaro gibi uç isimlerle yaptığı çalışmalarını kapsayan dönemde yarattığı tüm işlerden bir tat vardır bu albümde. True Obsessions Marty’in yaptıklarının yanı sıra yapmak istediklerinin de bir göstergesidir. Onun müzik yolculuğunun sınır ve tür tanımazlığına dair yeni bir yapıttır.
1997’de Megadeth Cryptic Writings’i çıkarır. Megadeth’de belirgin bir kıpırdanma sezilir. Bir sonraki albümün çok daha iyi olacağı düşünülürken 1999’da çıkan Risk, beklentileri yarı yolda bırakır. Bir Marty Friedman yazısında Megadeth’i deşmeyi düşünmüyordum ama söz oraya gelmişken bir cümleyle Megadeth’in giıdiğiatyna yorum getireyim: Bence yumuşama önemli değildir, ancak Dave’in vokali yumuşak parçalara gitmez, Wake Up Dead’e gider.
Marty, 9 Ocak 2000’de müzikal farklılıklar nedeniyle Megadeth’i bırakır. Yerine maalesef (maalesef diyorum çünkü Savatage’i bırakmamalıydı diye düşünüyorum) Al Pitrelli geldi. Marty’i Megadeth’in yumuşamasında günah keçisi olarak gösterip Al Pitrelli’ye bel bağlayanlara, Al’in geçmişinde Widowmaker, Alice Cooper ve Asia gibi grupların olduğunu hatırlatmalıyım. Önemli olan sertlik ise; Marty’in geçmişinde Cacophony, Dragon’s Kiss, Rust in Peace gibi heavy’likleri tartışılmayacak yapıtlar var. Bence önemli olan duyguların, hikayelerin, düşüncelerin ve tutkuların müzikalitesi yüksek albümlerle ortaya çıkmasıdır. Umarım hem Marty, hem de Dave ve arkadaşları müzikal yolculuklarına en iyi şekilde devam ederler.
“Hayatın ne olduğunu ya da nasıl olacağını hiçbir zaman söyleyemeyiz, ama sanatta kendi dünyalarımızı hayallerimizin izin verdiği kadar mükemmel yapabiliriz. “Müzik” denilen duygu akışı için duyduğum ölmeyen arzu, sizin de sahip olmanızı dilediğim benim ruhumun ardındaki büyük tutkudur. Bu notlar parmaklarımdan kalbimden akan yaşam kanı gibi dökülüyor. Onları benimseyin. Ve dünyama girin.” diyor Marty Friedman True Obsessions’un kapağında. Bu samimi notundan da anlaşılacak üzere Marty’in dünyası kendine özgü ve içine girilmeye değer bir dünya. Ve gelecek için de çok şeyler vaat ediyor.
Doğu Yücel