Özellikle belirtiyorum 1 tek katkı kelime yoktur tamamen kendi çabalarımla 3 saat uğraşım ile yazılmıştır.. çalan olursa allah belasını versin.. 1 yıl önce yazmıştım bunu bilgisayarımda kayıtlıydı.. neyse okumaya değer diye düşünüyorum bir therion manyaığı olarak ben yazmaya üşenmemiştim sizde 2 dk da okuyun mk..
Therion, 1987 yılında Christofer Johnsson, Peter Hansson ve Oskar Forss tarafından Blitzkrieg adı altında kuruldu.
1988 yılında grup elemanları isimlerini Therion olarak değiştirdi. 1991 yılında yayınlanan ilk albümleri "Of Darkness?" ise grubun adını duyurmasında ilk adımı oluşturdu.
Therion müzikal stilini yıldan yıla geliştirerek 1991-1996 yılları arasında bu doğrultuda albümler yayınladı. Bu süre içerisinde gruptaki kadro değişiklikleri sonucunda geriye kurucu üye olarak sadece Christofer Johnsson kaldı.
Arkadaşlar Albümleri bütün olarak yorumlarını yazacağım daha yakından tanıma şansınız olacak.
Dip Not : TEk benim yorumum değil!!
...OF DARKNESS :
Tam sizlik bir albüm arkadaşlar . ama genede therion için bir hayal kırıklığıdır . kısıtlı ikanlarla yapılmıştır bu albüm. ABD karşıtı sözler felan. dinleyin derim.
Genocidal Raids
Tamamen death metal; melodik olmayan bir death albümü bu. Öne çıkan - ya da çıkması istenen şeyler sözlerin anlattıkları. Coca Cola'ya, McDonalds'a, Amerika'yı hedef alan sözler var, dünyanın ve doğanın kötüye gidişinden bahseden liriklerle dolu albüm. Müziklerin çoğu güzel bir temel melodiye oturtulmuş ama bunlar çok basit ve hiç değişmeyen şeyler olduğu için bir yerden sonra sıkıyor ve hatta zaman zaman saf gürültü gibi geliyor kulağa. İlk şarkı olan The Return'ün girişi hoş, Megalomaniac'ın bazı yerlerde tatlı bir ritmi var; ama albüm böyle küçük şeylerden öteye gidemiyor. İlla ki bir şarkı söylemek gerekirse The Return diyebilirim sırf o girişin hatrına, ama dinlemeseniz de olur. Sözlerin isyankar içeriği bir yana, vokalin başarısızlığı da kötü bir etki yapıyor. Yine de dinlenemeyecek bir albüm değil, sadece tercih edilmeyecek bir albüm.
Of Darkness'ın çıkışı uzun sürünce daha albüm çıkmadan bir sonrakinin şarkılarını yazmaya başlıyor grup, ve bunun da yardımıyla aynı yıl içinde, 1991'de çıkıyor Beyond Sanctorum
BEYOND SANCTORUM
The Way : 11 dk lık parça ..
Of Darkness'a göre daha iyi bir albüm.Çünk yine death ama araya serpiştirilimiş klavye tonları, clean vokaller ve şarkıların konularının farklılığı bunu sağlıyor. Ve müzik bir önceki albüm kadar tekdüze değil, güzel değişimler ve geçişler var. Daha sonra A'arab Zaraq Lucid Dreaming'de enstrümantal halini dinleyeceğimiz Symphony of the Dead'in ilk versiyonu var bu albümde ve hiç de fena değil, onun yanında grubun ilk yavaş ritmli şarkısı Paths güzel denebilir. İlk şarkı Future Consciousness'ın 2:50'den itibaren başlayan uzun ve güzel bir bitişi var. Cthulhu pek bir gaz, ve The Way ise 11 dakikalık - Therion'un son haline göre daha gürültülü de olsa - bir şaheser (vokallerin olduğu kısımlar hariç). Of Darkness gibi kaçılması gerekmeyen, ilerleme kaydedilmiş bir albüm olmuş bu, farklı elementlerin de mevcut oluşunun bunda payı var. Fakat albüme adını veren şarkı Beyond Sanctorum'u pek tavsiye etmem
Beyond Sanctorum'dan sonra senfoniye kafayı takan Chris bu yönde götürmek istedi grubu ve Symphony Masses - Ho Drakon Ho Megas 1993'te çıktı.
SYMPHONY MASSES - HO DRAKON HO MEGAS

Chris'in kendi deyişiyle, Therion'un "en deneysel albümü". Gerçekten de birçok farklı element ve esinlenme barındıran bir albüm bu, Arap/İran esintilerinden 80'lerin heavy metaline ve tabii ki klasik müziğe kadar. Klavyenin yardımlarıyla klasik müzik enstrümanlarının death metal'e katılmasıyla oluşan çok güzel kısımlar var, mesela Ho Drakon Ho Megas ikilemesi - özellikle ikinci kısmın başı. Bu albümdeki deneysellik, daha öncekilerden farklılık ve senfoniye olan eğilim bir çok death metal fanını gruptan uzaklaştırıyor. Bu da gruptaki değişikliği hazmedebilen ve beğenen, küçük ama sağlam bir hayran kitlesi yaratıyor grup için. Albüm için konuşmak gerekirse, bu albümdeki vokal daha önceki albümlerdekinden nisbeten daha iyi. Bu da Baal Reginon ve A Black Rose gibi şarkıları dinlenebilir kılıyor, çünkü sağlam müziklere sahipler. Klavyenin payı daha da artmış bu albümde, Symphoni Drakonis Inferni'de görüldüğü gibi. The Ritual Dance of Yezidis isimli enstrümantal şarkı da kötü değil, Procreation of Eternity yine dinlenebilir şarkılardan.
Bunun ardından klasik müziği kendi müziğine katmak isteyen grup iki opera vokaliyle birlikte çalışıyor ve Lepaca Kliffoth'u çıkarıyor 1995'te.
LEPACA KLIFFOTH

Cast upon the nightheavens
Riding your desires
To be cast beneath the seas
Behind your sleeping mind
The Beauty In Black : şiddetle tavsiye ettiğim parça . sanki ben bu parçayı daha önceden de dinledim diyeceksiniz.
Bu albümle birlikte grup Nuclear Blast'a geçiyor, fakat hala yeterince senfonik bir albüm yapacak bütçe yok ortada. Klavyenin artık gitar kadar söz sahibi olduğu bu albümde artık müziğin death metalden oldukça uzaklaştığını söylemek yanlış olmaz, fakat yine de - ve hep olacağı gibi - gitarın kullanılış şekli asıl özünden hiçbir şey kaybetmiyor. Brutal vokalde ısrarcı davranmayan Chris çok fazla böğürmüyor bu albümde, bazı şarkılarda fısıldıyor ve bazılarında sesi çıkmıyor bile. Müzikteki melodiklik olduğu gibi hissediliyor. Bu albüm bize Arrival of the Darkest Queen girişiyle The Beauty in Black diye bir şarkı sunuyor, ki bu şarkının daha sonraki bir çok şarkılarından daha iyi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun yanında Evocation of Vovin, Black ve Darkness Eve gibi şarkılar da grubun geleceğini anlatıyor bize. Dinlenilebilir ve dinlenilesi bir albüm.
İlginç bir nokta daha var ki, bu ve bundan sonraki albüm olan Theli'da grubun bateristliğini yapan Piotr Wawrzeniuk, Theli'da ve daha sonra diğer albümlerde konuk şarkıcı olarak bulunuyor.
Uzun süredir kafasındakini yapmak için gereken bütçeyi bu albümden sonra bulan Christopher Johansson, sonunda gerçek enstrümanlar kullanarak bir senfonik metal albümü yapıyor. Theli 1996'da çıkıyor
THELI

The seven ones of Babel
Offer the grail of ecstasy
To open the eye of Shiva
Through the great work of ecstasy
Cults of the Shadow
Sonunda gerçek keman seslerini duyabildiğimiz albüm. Kısık bütçeyle elindeki bestelerin ortaya çıkamayacağını anlayan Chris, Nuclear Blast'ın patronu Markus Steiger'le konuşuyor ve Therion'un müziğini takdir eden Steiger ona daha büyük bir bütçe sağlıyor. Bu faydasını büyük ölçüde gösteriyor ve Chris yapmak istediğini gerçekten iyi yapıyor; ortaya grubun o ana kadarki açık ara farkla en iyi albümü çıkıyor. Klasik müziğin yanında gitar kuvvetini kaybetmiyor, hatta gitar ağırlıklı bir albüm Theli. Şarkı sözlerinde, Ho Drakon Ho Megas ve Lepaca Kliffoth'ta oturmaya başlayan gelenek bu albümden itibaren şeklini buluyor ve çok az değişikliğe uğruyor: çeşitli mitoloji ve doğaüstü efsanelere göndermelerle dolu, ilgi çekici ve karanlık bir atmosfer. Şarkı ismi vermeye başladığım an tüm albümü saymam gerekebilir, ama özellikle belirtmek gerekirse Cults of the Shadow ve The Siren of the Woods kesinlikle dinlenmesi gereken, ne türlü olursa olsun ucundan metal dinleyen herkesin elinde bulundurması farz olan şarkılar. . Ayrıca metal piyasasında önemli yeri olan Dan Swanö de Cults of the Shadow'un vokallerinde pay sahibi.
A'ARAB ZARAQ LUCID DREAMING :

bu albüm thelinin bir devamı şeklindedir.
Albümin ilk iki şarkısı grubun kendisinin, onların ardından birer tane Scorpions , Children of the Damned, Under Jolly Roger ve Here Come the Tears coverı var. Beyond Sanctorum'daki Symphony of the Dead'in kısa ve enstrümantal versiyonu, ve Christopher Johansson'un "The Golden Embrace" isimli bir film için hazırladığı soundtrack parçalarının orjinal ve Therion versiyonları bulunuyor albümde ayrıca. Dinlenmesi gereken yegane şarkı ise Fly to the Rainbow coverı. Bir bakınız vermek gerekirse; (bkz: orjinalinden iyi coverlar). iron maiden , judas priest, scorpions vs coverları.
VOVIN

İşte grubun en iyi albümü. Güzel olmayan şarkı yok, güzel olan şarkı da yok:şrkıların tümü muhteşem ve mükemmel. Theli ve sonrasındaki tüm şarkıları gibi birbirinden farklı bir çok duyguya aynı anda sürükleyen, korolarıyla insanı yükseltip kemanla uçururken gitarla yere vuran müziklerin kalitenin üst noktasına dayanması bu albümde gerçekleşiyor. Gitar ve klasik müzik arasındaki denge inanılmaz; ne Theli'daki gibi gitarların ağırlığı, ne de Deggial'daki klasik müzikteki yoğunluk mevcut. Yine tüm şarkıları saymadan duramam başlarsam, fakat bu albümde dinlenmesi sevap olan şarkıları söylemek gerekirse The Wine of Aluqah ve Clavicula Nox derim. The Rise of Sodom and Gomorrah'ı ise dinlemezseniz günahtır. Siz bu albümü bulamayabilirsiniz belki arkadaşlar. en iyisi mi gidin alın . dua edersiniz belki .
CROWNING OF ATLANTIS

Vovin albümünün devamı niteliğinde. vovine sığmayan parçalar burada değerlendirilmiştir. 3 tane cover bulunmakta. Manowar coveri harika olmuş tavsiye ederim.
DEGGIAL

Keman ağırlıklı ve bunların yanında flürler ve diğer üflemeli enstrumanlar var. Eternal Return ve O Fortuna parçalarını tavsiyue derim. O Fortuna parçası therionun yorumuyla orjinalinden bile güzel olmuş.
Bu albüm diğerlerinden biraz daha farklı. ordu gibi kadro ile bu parçalar yapılmıştır. en çok vovin albümü satmıştır ama deggial da ona yaklaşmıştır.
SECRET OF THE RUNES

İşte benim en baba albümlerimden biri therion için. tek kelimeyle süper .
iskandinav ezgileri var arkadaşlar. büyük bir hırsla arayın bu parçaları. eğer elinizde yoksa. bu albümde de cover parça var :Crying Days,Summernight City.. Bu grup işini iyi yapıor arkadaşlar.
LEMURIA

Bu albüm therionun müzik yönünden en geniş albümü diyebilirim. Genel anlamda pek beğenilmedi gibi görünsede benim için en anlamlı ve en kral parçalar bu albümde ..
SIRIUS B

Lemuria'dan çok farklı bir albüm . bunu dinlerken anlarsınız zaten . Bir de şu var ki, grup biraz da işi abartıp bu son çift albümde toplam 171 müzisyenle çalışmış. Ciddi ve büyük bütçeli bir uğraşı söz konusu yani.
171 kişi ya borumu : )